strict warning: Only variables should be passed by reference in /home/bilima/domains/bilimadamlari.com/private_html/modules/book/book.module on line 559.

Ziryab

Ebü’l-Hasen Alî b. Nâfi‘

(ö. 238/852)

Endülüslü ünlü mûsikişinas.

Doğum tarihi ve yeri hakkında kesin bilgi bulunmamakta, kaynaklarda, onun Bağdat’ta Abbâsî Halifesi Mehdî-Billâh’ın (775-785) ya da İbrâhim el-Mevsılî’nin (ö. 188/804) siyahî kölesi olduğu zikredilmektedir. Sadece Ziryâb isminden hareketle İran kökenli olabileceğini söyleyenler varsa da onun siyahî oluşu Afrika kökenli olma ihtimalini güçlendirmektedir. Bir süre Bağdat’ta yaşadı ve buradan Kayrevan’a gitti, Ağlebî Hükümdarı I. Ziyâdetullah’ın (817-838) himayesinde yaşadı. 206 (821) yılında Antere’nin beyitlerinden bestelediği bir şarkı yüzünden Ağlebî hükümdarını kızdırdığı için şehirden ayrılıp Endülüs’e gitmek zorunda kaldı. Endülüs Emevî Emîri II. Abdurrahman tarafından Kurtuba’nın (Cordoba) dışında karşılanan Ziryâb (822) Kurtuba’da devlet ricâlinden itibar görmesinin yanında büyük servet edindi. Ömrünün sonuna kadar rahat bir hayat süren Ziryâb 22 Safer 238 (13 Ağustos 852) tarihinde Kurtuba’da öldü.

Endülüs’ün en büyük mûsikişinası kabul edilen Ziryâb mûsikiyi İbrâhim el-Mevsılî ile oğlu İshak el-Mevsılî’den öğrenmiştir. Halife Hârûnürreşîd döneminde (786-809), Abbâsî sarayında Halife Mehdî-Billâh zamanında olduğu gibi çok sayıda müzisyen bulunmaktaydı. Ahmed b. Muhammed el-Makkarî’nin verdiği bilgiye göre İshak el-Mevsılî, sahip olduğu okula gelen yetenekli öğrencileri tesbit ederek bunları halifeyle tanıştırmakta, böylece halifeden iltifat görmekteydi. Bu öğrencilerden biri olan Ziryâb’ın halifenin huzurunda hocası İshak’ın udu yerine daha da geliştirdiği kendi udunu kullanması ve halife ile aralarında geçen diyalog kıskançlığa yol açmış, hocası İshak onu Bağdat’ı terketmeye zorlamış, Bağdat’tan ayrılan Ziryâb sanatını Kayrevan’da icra etmiştir.

II. Abdurrahman, Ziryâb için Kurtuba’da bir mûsiki mektebi açmış, bu mektebin benzerleri İşbîliye (Sevilla), Tuleytula (Toledo), Belensiye (Valensia) ve Gırnata (Granada) şehirlerinde de kurulmuştur. Farmer’in belirttiğine göre bu okul Endülüs halifeliğinin sonuna kadar varlığını sürdürmüştür. Ziryâb asıl ününü bu mûsiki mektebiyle yapmış, buradan mezun olan öğrenciler ülkenin ünlü mûsikişinasları arasında yer almıştır. Ziryâb bu okulda öğrencilerin müzik eğitimini üç aşamada ele alıyordu. Önce ritim, vezin, eserin sözleri üzerinde duruyor, ardından basit halde nağme öğretiliyor, son olarak da müzikal nüanslara (zâide) geçiliyordu. Makkarî, Ziryâb’ın müziğe yeni başlayanlar için uyguladığı metodu da anlatmaktadır. Buna göre Ziryâb önce kendisine gelen öğrenciyi bağırtarak sesinin sınırını dener, eğer sesi zayıfsa güçlendirmek için sarığını onun beline bağlardı. Öğrenci kekeliyor veya ağzını yeterince açamıyorsa ya da dişlerini kenetleme alışkanlığı varsa onun ağzına bir tahta parçası koyarak bu sorunu gidermeye çalışırdı. Ardından öğrenciye bazı kelimeleri söylemesini ve mümkün olduğu kadar sesini uzatarak bağırmasını söylerdi. Eğer öğrenci bu kelimeleri açık bir şekilde telaffuz ediyorsa onu öğrenciliğe kabul eder, aksi halde daha fazla uğraşmazdı.

Farmer, Ziryâb öncesinde Endülüs’te tek oktavlı (accordatura) sistemin bulunduğunu belirtmekte ve İbn Miscah tarafından oluşturulan, İshak el-Mevsılî’nin yeniden biçimlendirdiği eski Arap sisteminin Ziryâb tarafından tanıtıldığını ifade etmektedir. Ziryâb ayrıca, ud mızrabı olarak ince tahta yerine kartal teleğini kullanan ilk kişi ve uda beşinci bir tel ilâve eden ilk mûsikişinastır. Öte yandan Ziryâb’ın hâfızasında on bin eserin güfte ve bestelerinin bulunduğunun rivayet edilmesi, halk arasında onun cinlerden yardım aldığı ve bu şarkıları kendisine onların öğrettiği düşüncesinin yayılmasına sebep olmuştur. Ziryâb’ın tarih, edebiyat, astronomi ve coğrafyada da söz sahibi olduğunu belirtmek gerekir.

Ziryâb aynı zamanda III. (IX.) yüzyıl Kurtuba’sında modaya yön veren bir modacı olmuş, Endülüs’e Bağdat modasını getirmiştir. Kurtuba’daki Emevî sarayı, onun sayesinde rakibi olan Irak’taki Abbâsî sarayının kültür ve sanat anlayışını kendine mal edebilmiştir. Kurtubalılar’a giyim konusunda da öncülük eden Ziryâb yaz boyunca beyaz ve açık renkli hafif kıyafetler, ilkbaharda renkli ipekli giysiler, sonbahar ve kış aylarında ise kalın ve yünlü elbiseler tavsiye etmiştir. Yine Endülüslüler’e elbise temizlemekle ilgili pratik çözümler önermiş, bir tür macunla diş temizliğini göstermiştir. Kurtubalılar’ın saç modellerinde de belirleyici olan Ziryâb’dan önce Kurtubalı kadın ve erkekler saçlarını uzatır, ortadan ikiye ayırarak kulaklarını ve yanaklarını kapatacak şekilde tararlardı. Ziryâb, kâkülü alnı örtecek kadar kısaltarak ve yana bırakılan zülüfleri kulağa doğru sarkıtarak kısa bir saç modeli oluşturmuştur. Onun etkisiyle Kurtuba’da mobilya biçimlerinde değişiklikler yapılmış, mutfak işleri ve masa düzenlemesi bir sanat mertebesine yükselmiştir. Endülüs mutfağında da büyük değişiklikler yapan ve bitkiler hakkında geniş bilgisi olan Ziryâb yeni bazı bitkileri Endülüslüler’e tanıtmış, ayrıca yemek masalarında örtü kullanmayı, üç öğün yemek yemeyi, yemeğe çorba ile başlamayı, yemekleri ayrı tabaklarda servis etmeyi, içecekleri ağır metal kadehler yerine kristal ve cam kaplarla sunmayı öğretmiştir.

Makkarî, Ziryâb’ın sanatına hâkim, güzel bir sese ve edebî bir dile sahip, nazik tabiatının yanı sıra irticâlen şiir söyleyebilen bir şair olduğundan bahsetmekte, onu hocası İshak’tan daha üstün ve kabiliyetli bulmaktadır. Ziryâb’ın Endülüs’te varlıklı bir yaşam sürmesi ve özgürce sanatını icra etmesi, doğuda Abbâsîler’in hâkimiyetinde yaşayan mûsikişinasların şiirlerine ve şarkılarına da yansımıştır. İbn Hazm, Ŧavķu’l-ĥamâme adlı eserinde Eslem b. Abdülazîz adlı bir kişinin Ziryâb’ın hayatını ve şarkılarını yazdığından bahsetmekte, Farmer ise bu kitabın adını Kitâb MaǾrûf fî eġānî Ziryâb şeklinde vermektedir.