Carl Edward Sagan

Bilim dünyası, şimdiye kadar kendisine katkıda bulunmuş birçok bilim adamı, çalışma ve araştırmaya tanık oldu ve olmakta. Bazılarından hiç haberimiz bile olmuyor. Ama bazıları var ki gerçekten de adından oldukça söz ettiriyor. İşte bunlardan bir tanesi Carl Edward Sagan.

Carl Sagan, bilim dünyasına büyük katkısı olan bir gökbilimci ve astrobiyolog. Peki nasıl bir katkı sağladı?. Astronomi alanında yaptığı çalışmalardan; SETI’nin (SETI: Search for Extra-Terrestrial Inteligence – Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) ilerlemesine katkıları şöyle dursun, popüler bilimin gelişimini sağladı, hatta bununla da kalmayıp topluma anlatılmasında ve yaygınlaştırılmasında büyük bir rol oynadı. Sagan için kurtuluş daima akıl ve bilimdeydi. Bu yüzden de hayatı boyunca bilimin öncülüğünü savundu.

Carl Sagan benim karşıma ilk defa internette bir şeyler okurken gezindiğim sırada, şu cümle ile çıktı “we are all made of stars” (hepimiz yıldızlardan meydana geliyoruz). Cümleden gerçekten çok etkilendim, bu cümleyi araştırmaya devam ettiğim sırada bu defa paragrafın kendisine ulaştım;

“DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık”

Carl Sagan, işte bu cümlesi ile beni kendisine hayran bıraktı. Peki bu cümleyi nerde ve ne zaman söyledi?. Carl Sagan 1980 yıllarında, yazarlığını ve sunuculuğunu yaptığı “Cosmos” adlı bir belgeseli televizyon ekranında yayınladıktan sonra dünya çapında tanınmaya başlayan bir bilim adamı haline geldi. Ödül de aldığı bu televizyon dizisi çok ilgi gördü. Sagan, bu 13 bölümlük belgeselde, bilim dünyası ile doğrudan bağlantısı olmayan kişiler dahi birçok insana ulaştı.

Sagan, bilimi herkesin öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Hatta James Randi bu konu ile alakalı şunları söylemiştir: (orijinal konuşmayı referanslar bölümünde linkiyle beraber bulabilirsiniz).

“Carl herkesin bilimsel bir eğitim görmesi ihtiyacının farkındaydı. Herkesin bilim adamı olmasını beklediğinden değil ama en azından belli bir dereceye kadar gerçek dünyanın nasıl işlediğini bilmesi gerektiğini hissettiğinden. Ona daha fazla katılamazdım.”

Carl Sagan gerçekten de bunu amaçladı ve herkesin anlayabileceği şekilde akıcı ve sade bir dil kullandı. Belgeselde; görseller, ses efektleri ve elbette Carl Sagan’ın sakin ve belgeselin içine çeken ses tonuyla insanlara bilimi adeta film izletir gibi aktardı.

İnternette kolaylıkla bulabileceğiniz “Cosmos” adlı belgeselin yeni versiyonu “Cosmos: Bir Uzay Serüveni” ise Mart 2014’ten bu yana Neil Degrasse Tyson’un sunumu, Haluk Bilginer’ in seslendirmesi ile National Geographic adlı kanalda gösterilmekte.

Sagan, bu belgeseli daha sonra kitap haline getirerek kitlelere ulaşmaya devam etti. Kitap, aynı belgeselindeki gibi 13 bölümden oluşuyor. Bu bölümler şöyle:

İnsanoğlu uzay okyanusuna açılıyor
Canlıların ve evrenin yapısı
Coğa yasaları tüm evrende geçerlidir
Cennet ve cehennem
Başka gezegenlerde yaşam var mı?
Keşif yolcularının öyküsü
Samanyolu: Gecenin bel kemiği
zaman ve mekan içinde yolculuk
Başka evrenlerin kapısı kara delikler
Sonsuzluğun kıyısı: Dördüncü boyut
Aklın evreni
Galaktik uygarlık
Yaşamak ya da yok olmak konusunda kim karar verecek

Kitapta, astronomi alanında yapılmış tüm çalışmalar ve katkı sağlamış bilim adamları, kronolojik bir sıra ile ele alındığı için, net bir biçimde anlaşılıyor. Ayrıca, İskenderiye kütüphanesi gibi büyük, değerli bir yapının yakılması sırasında yok olan bilgiler yüzünden, asırlarca geriye gitmemize de değinilmiş.

Carl Sagan’ın bu kadar ilgi görmesindeki en büyük sebeplerden bir tanesi de belgesel ve kitapta kullandığı dilin çok yalın olması. Sagan, bilimsel gerçekleri hayattaki deneyimlerimiz ile bağdaştırarak anlattığı ve çok güzel benzetmeler kullandığı için, kitabı okurken herhangi bir konuda ön bilgi sahibi olmanız gerekmiyor. İhtiyacınız olan tek şey merak ve öğrenme arzusu.

Evreni tamamen anlamak için bir sürü cevaba ihtiyacımız var. Dönüp baktığımızda sahip olduğumuz sorular, cevaplara kıyasla bir hayli fazla. Hatta Newton da soruların çokluğu, cevapların azlığı konusunda “Beni dünya nasıl görecek, bunu bilemem, fakat ben kendimi, kocaman bir gerçekler okyanusu önümde keşfedilmemiş dururken, kıyıda kendimi oyalayan kâh daha yumuşak bir taş, kâh daha güzel bir deniz kabuğu bulan bir çocuk gibi görüyorum.” kendisini bu paragraf ile ifade etmiştir.

Evreni tamamen keşfetmek şu an için hayal belki ama bir noktasını bile anlamak en azından benim için büyük bir keyif. Kozmos adlı kitapta Demokritus’un şöyle bir cümlesi vardı hoşuma giden: “Bir şeyin nedenini öğrenmeyi, kral olmaya yeğ tutarım”. Öncelikle üzerinde yaşamakta olduğum dünyayı, daha sonra dünyanın içinde bulunduğu güneş sistemini, hatta güneş sistemini kapsayan Cosmos’un nedenini anlamak beni daha güçlü kılacak, o zaman gerçekten evrenin bir parçası olduğuma inanacağım. Carl Sagan’ın da dediği gibi “Cosmos’un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur”

sponsorlu bağlantılar